Çarşamba, Aralık 30, 2009

Birmanim olsun benim olsun

Simdi soyle bisey var ne zaman bi sunumum paperim olsa mesela KEDI ARASTIRMASI yapmak icin icimde engellenemez bir istek duyuyorum ve genellikle de engelleyemiyorum. Kedi arastirmasi dedigim de efendim ragdoll sonracima maine coon sonracima birman sonracima british shorthair derken kendimden geciyor orta boylu hareketli ilgi isteyen ve az ses cikaran bir kedidir tarzi aciklamalari omrumde pek az seyi okudugum kadar dikkatle okuyorum.

Evet ne demisti buyuk profesor BU BOYLEDIR.

Pazartesi, Aralık 28, 2009

Makale


O kadar okudum yazdim soyle seyler yazamadim. Bi yerlerde bi yanlislik yapiyor olmaliyim ama nerede...



Baslik: Turkiye mi ABye yoksa AB mi Turkiye'ye giriyor? 

Buna diyecek tek kelimem var: VURUCU

Icerik:


''Bir milletin atalarından devraldığı maddi ve manevi değerler bütünü, O milletin
kültürüdür. Ahlak değerlerimizle, sanatımızla, giyinişimizle, eğlencelerimizle, sosyal ve
ailevi yaşayışımızla bu böyledir.''

Suphesiz ki bir akademik makalede BU BOYLE'dir yazabilmenin verdigi bilimsel haz bambaskadir. Sizler boyle kestirip atabilmeniz, "bu boyle" lafini Sertab Erener'in diline dolayip da sarki yapabilmeniz icin yaratildiniz.

''Tarihte ilk insanın varoluşundan buyana beri aralıksız süren milletler mücadelesinde, kültür değerlerini koruma başarısını gösterebilenler, daha sonraki dönemlerde varlıklarını devam ettirmiş; başka milletlerin kültürlerini taklit edenler ise günün birinde yok olup gitmişlerdir. Tarih sayfaları böyle milletlerin mezarlığı gibidir."

Suphesiz ki yazar burada " pisman olacaksin gunun birinde" sarki sozlerine gonderme yapmaktadir. Ve suphesiz ki millets are not socially and historically constructed and I am a slave of Amerika. Tarihin basindan beri milletler savasi. Tarih nerede baslar?

''Taklitçi ve özentici bir gençlik. İki kuşak farklı diller konuşuyor gibi. Zaten istatistiklere göre dilimizi MERABA-NABER - NASI GİDİYO- BAAAY, ÇÜÜZKENDİNE İYİ BAK komedileriyle günlük hayatını 200–300 kelimelik lisan fakirliğinin içine sığdıran bir nesil. Dünyanın hiçbir yerinde kendi kültür değerleri dışındakilere rağbet edilmez ve ecdadımızın hizmet ettiği beldelerdeki Türk kültür izleri jiletle kazınır gibi birer birer yok edilirken; ülkemiz ve gençliğimiz, içimizden birileri marifetiyle ve sanki bir müstemleke muamelesine tabi tutulurcasına Batı kültürü ve Hıristiyanlığın işgaliyle yüz yüze bırakılmaktadır. Bu nedenle zaman geçtikçe sosyolojik bir Hıristiyan laşma yanında, her gün binlerce Türk gencinin Büyük Adadaki Aya Yorgi kilisesinde dilekte bulunmaya koştuğunu, misyonerizmin yoğun propagandaları altındaki Türkiye’de son 1,5 yılda 20000 kilise evi açıldığını ve on binlerce İNCİL’İN Türk gençlerine dağıtıldığını biliyoruz. Artık Eurevision şarkı yarışmalarında adı bir ilkçağ Yunan tanrıçası Athena’yı kendilerine isim yapan, kolu haç döğmeli-boynu haç kolyeli, İngilizce söylediği şarkısıyla Türk Kültürünü nasıl temsil ettiğine bir türlü anlam verilemeyen, ikisi Rum gençten oluşan üçlü bir gurupla temsil ediliyorsak fazla yorum yapmanın bir anlamı kalır mı?Durum böyle olunca, görevli ve yetkililerimiz ülkede misyoner faaliyetlerinden şikayet etme hakkına sahip değiller. Çünkü o zaman kendilerine “siz ne iş yapıyorsunuz” diye sorarlar.

Kendime ben ne yapiyorum diye sordum.

"Zaten talebeyi de öğrenci yaptığımız için, talep eden kalmadı. Kazanmak ya da kaybetmenin değil ama yarışmanın önemli olduğu şeklindeki çarpık bir anlayış, gençlerdeki idealizmi yok etti."

Cok dogru. Ama hain Amerika winner-loser ikilemiyle bu fitnenin basi olamaz. O zaman bu fitnenin basi kim?

''Öğretmen ise kuş gibi okuduğunu anlatır oldu, hâlbuki koyun gibi üretici olmalı değil mi? ''

Benim okudugum makalelerde yazar hic boyle guzel sorular sormuyor. Okudugum makeleleri degistirecegim.

''Mustafa Kemal’in “Ben size bu vatan için savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum” komutuyla başlattığı ve yokluğa rağmen milletin;


Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi,
Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi,


diyen içtenlik ve inançlarıyla, yedi düvelin işgalinden kurtardığı bu cennet vatanın havasını soluyup, suyunu içip ekmeğini yemesine rağmen, Türker Armaner tarafından kaleme alınan “Taş Hücre” adlı bir eserden aktaracağımız şu cümlelerin, hikaye kitabı olarak birileri tarafından bazı İlköğretim Kurumlarımızda okutuluyor olması, sanırız dimağınızı felce uğratacak nitelikler arz etmektedir;


“..Camında ülkenin yasal sınırlarını göstermeye çalışan eğri-büğrü bir harita.Üzerinde de bu grotesk figürü olduğu gibi sevmem, yoksa orayı terk etmemin hayırlı olacağını bildiren bir slogan..” 


YA SEV YA TERKET’İ kastediyor. Ne deseydik yani? Hem sat, hem de üstünde yat mı?''

Bence sondaki asabi cikis HOS olmus.

''Happy birthday to you çılgınlıklarını yaşarken, geçmişin muhasebesini yapmayı unuttuk. Aslında tüm bu stres gencimizi nerden geldim şu dünyaya isyânına sürüklüyor. Lüks ve rahat bir hayatın şatafatı gözlerimizi kör etti. TV var, ziyaret ve sohbet kalmadı. Dün; kendine bakılınca utanan kadın, bugün; niye bakmıyorlar diye rahatsız oluyor!''

Hazir dogum gunum de yaklasirken beni titretip kendime getiren bir paragraf. Bence yazar burada kadinlara balari one egik yurumelerini tavsiye ediyor.

''Bugün toplumumuzun üç ihtiyacını Yıldırım Bayezid döneminin büyük gönül adamı Emir Sultan’dan nakledelim;
I. İhtiyacımız SEVGİ; o ki bizden doğar, bize döner. Bizi birbirimize bağlar.
II. ihtiyacımız yine SEVGİ;o öyle bir şey ki, bizi yönetenlere, yöneticilerimizi de
bize bağlar.
III. İhtiyacımız yine SEVGİ; o öyle bir şeydir ki, bizi insanlara, insanları da bize
bağlar.
Sonuç olarak anlıyoruz ki en değerli şeyimiz sevgidir. Ama önce kendimizi ve değerlerimizi sevmek zorundayız.''

Bunca yildir sosyoloji okuyorum niye bana kimse SEVGIDEN bahsetmedi?

Ve simdi sirada post kolonyel kafalar FRANTZ FANON:

Gelemiyor, tembel bir ogenci oldugum icin masadan kalkiyorum. Suphesiz ki bu eseri bastirip fosforlu kalemlerle okuyacagim. Kaynakca:

Kastamonu Education Journal, Mart 2007, cilt 15, no1.

Buraya tiklayip okuyabilirsiniz.




Pazar, Aralık 27, 2009

Havalar

Hava durumuna bakiyorum, hep 14 derece, 17 derece falan. Ama ben istiyorum ki kis olsun istabul'da, kar olsun. Sonra bunu istedigimde sokakta kalanlari, yoksullari dusunup uzuluyorum. O zaman istanbul boyle dursun ama ben 4 mevsimi de yasayan, obarrey soguk olmayan ve coook uzun surmeyen guzel karli bir kisi olan, hobarrey kavurmayan ve coook uzun surmeyen guzel sicak bir yazi olan, serin mi serin guzel bir sonbahari olan ve ilik mi ilik guzelce bir ilkbahari olan bir yere gideyim. Evet bu tip bir yerlesim yerinde mevsimsel psikolojimin acip cosacagimi hissediyorum. Acaba burasi neresidir? Amerikanin kuzeydogusunun bana uyacagina dair bir his icimde var, amerikanin kuzeydogusu seni ister mi diye sormuyoruz. Ben kar seviyorum, evet yilin 4 ayi surekli bembeyaz olan bir yerde sikilabilirdim, ama hakikaten istanbul'da da karli kis anlaminda kis yasamiyoruz biz. Kar yagmiyor, yagarsa da bir kere yagiyor o da 2 gun suruyor. Sonra aralik sonu oluyor ve hava 17 derece. Bu ne demek, ne giyecegimizi bilememek, vucudumun ve psikolojimin mevsimsel saskinliklar yasamasi demek. Cunku kisin 17 da nisanin 17sine benzemiyor kusura bakmayin. Hatta ne giyecegime karar vermekten de ote, aralikta 17 derece demek bereye eldivene atkiya ne gerek var demek, ama ben bere-eldiven-atki icin kis gelsin diye bekliyorum leyn? Kuresel isinma her yeri sogutuyor ama masallah istanbul'u da isittikca isitiyor. Halbuki bir zamanlar istanbul yukarida saydigim mukemmel iklime sahip degil miymis de neymis? Bogaz donmamis mi donmus, benim dedem o bogazda yurumus de zature bile olmus. Zature olmayalim ama kar olsaydi iyiydi. Hadi kari da gectim, eldiven bere atki takabilseydik iyiydi. Bence yani.

Neyse boyleyken boyle. Northeast, bizi de alsana yanina ya? Alsana?

Perşembe, Aralık 24, 2009

Amaaaaaan. Burayı da twitter yaptım mı yaptım. İyiyim iyiyim.

Salı, Aralık 22, 2009

Sanki Milattan sonra 800de 900de cadı olsaydık iyiydi.

Tadım da yok tuzum da. Ağlamak istiyorum. Ağlamak da faydacı bir akıl yürütme ile dünyanın en işe yaramaz şeyi ben durumumda. Ağladıkça sanki gözyaşı ile beraber beyin hücresi akıtıyorum, iyice duruyor aklım. Bir de böyle zamanlarda bence kendimle ilgili gerçekleri görme başkalarına göre kendine acıma, kendine ket vurma olan bir hal geliyor ki bana, akıllara zarar. Boğaziçinin bana verdiği kadar benden götürdüğü de kayıtlara geçsin. Böyle bir denklem.

Pazartesi, Aralık 21, 2009

'Eee bu ne ki simdi' dedigim makale alaninda yazilmis en onemli eserlerden biri cikiyor ve bir klasik olarak addediliyorsa; puffleyerek okudugum ve hicbir sey anlatmadigini dusundugum icin elime kalemi sadece kenarina resim cizmek icin aldigim son 5 sayfanin makalenin en onemli kismi oldugu soyleniyorsa,

ben ne yapiyorum?
Biliyo musunuz siz ben mutlu olmak istiyorum aslinda. Akademik olarak mutlu olmak istiyorum cunku hayatimin o alani bok gibi oldukca bana rahat yok. Neymis aslinda bana uygun olan onu bulmak istiyorum. 6 yildir univeriste, hala ayni saskinliktayim.

Pazar, Aralık 20, 2009

The Night Alarm



Bir gün evim olursa duvarına ilk bunu asacağım. 10 numero ve ötesi.
Duvarda aradığım dokuyu kokuyu bu resimle buldum.
Beni anlatan bir resim de varmış yani, tebrik ediyorum sanatçı burada bana seslenmiş.

Charles West Cope, The Night Alarm, 1871

Salı, Aralık 15, 2009

Aramalar ve cümlelerle bağyan orgazmı

Şu bloga yazdığım bazı yazılar var ki burayı tıklayanların %60ı falan onlar yüzünden oluyor. Bir tanesi, jiletli kollar. Evet, hala her gün, inatla, birileri jiletli kol araması yapıyor. Bu yeni bir oluşum mu, yeni bir akım mı, hareket mi nedir bilmiyorum. Fakat jilet ve ol kelimelerinin yan yana gelmesiyle yapılan aramalar sürekli beni buluyor. En son birileri "Anteplilerin jiletli kol resimleri" diye bile aramış! Bu gözler bunu da gördü sevgili okuyucular. Noluyoruz anlamadım, nedir bu iş? Şimdi ben bunu yazdıkça daha da gelmeye devam edecekler. İlginç bi işler ama anlamadım gitti.

İkincisi Çaki. Allah'tan Chucky'i Çaki diye yazmam güzel olmuş ancak keşke ingilizcesini de ekleseymişim. Chucky evet filmin ingilizcesi. Neyse, evet Çaki. Bu da beni akşam akşam güldürdü, 1. çaki en korkunç çaki yazıp aramışlar. Ahahaha, birinci film en korkunç mu yoksa çaki'den daha korkuncu yok mu demek istemişler acaba? İşte Çaki saolsun nasıl demişti o "kadın blogu" sahibi günde1 milyon hit aldık. Ay güldükçe gülüyorum bugün. Neeeeeeeyse.

Evrende benim yerim ne araması da düzenli olarak yapılıyor. Bu aramaya hala çok şaşırıyorum. Nasıl bir insan google'a sorar evrendeki yerini? Yani bu aramayla bloguma gelen biri olursa bu konuyu lütfen mahzuru yoksa açıklasın. Buradan sesleniyorum.

Harry Potter'la büyüyen çocuklar ergenleşip serpildikçe cinsellik de işin içine giriyor galiba çünkü Harry Potter penisi de aramalardan hiiiiiç düşmüyor. Tabii biz büyürken şeker kız candy'deki tony karakterini sevdiğimiz için, yoksa anthony miydi o, neyse işte onun penisini aratamadık. Çizgi film karakterine aşık olacak kadar aptal ama çizgi film karakterlerinin penisi olmayacağını bilecek kadar akıllıydık. Tabi Harry Potter gerçektir ve penisi de baya gerçektir. Yalnız ben bilmiyorum o penisi. Lütfen bana kızmayın buraya gelen Harry Potter hayaliyle yanan gençler, oy gençler.

Yukarıdaki çok hit getiren aramalardan başka aramalar da var tabii. Ay çok bomba bi tane geldi bunu yazmassam çatlarım. Hazır olun.

Bir bayanı nasıl orgazm ederim cümlelerimle

Lütfen gülmeyin, arkadaşlar. Çünkü bu arama sayesinde siz de bu gizemli cümleleri öğreneceksiniz. Ben bağyan orgazmı hakkında 82 farklı kültüre yaptığım araştırmalar sonucu bağyanların cümlelerle orgazm olmasını sağlayacak o gizemli sözlerin de sırrına eriştim. Tarifi veriyorum. Önce bağyanın arkasına sıraya geçeceksiniz. Sonra ensesine eğileceksiniz. Sonra gözler kapalı olarak, ve yüzünüzü ıkınır gibi buruşturarak (burası çok önemli, bunu atlarsak sözler büyülü etkiyi vermez) (merak etmeyin zaten arkada olduğunuz için yüzünüzü görmeyecek) hisssmuz orgazmuz (3 kere) kere dedikten sonra aşşşkımla erir misin (7 kere) diyeceksiniz. Bu arada bağyan arkadaşınız noluyoruz lan diyerek kıpraşabilir. Utanıp dertlenmeyin! Bunun sebebi olayın acaipliğinden değil o sırada başlamakta olan his yoğunluğundandır. Evet, nerede kalmıştık? Son cümleyi söyledikten sonra bağyan solak ise sağ poposune, sağlak ise sol poposune 1 kez çimdik attıktan sonra melek misin yoksa gümüş söğüt dalı mı (1 kere) dedikten sonra arkanıza yaslanıp eserinizi seyretmeye koyulun! Sonuçta bana teşekkür edeceksiniz! Ben bağyanları zevkten uçurmak isteyen bu hassas bu duyarlı bu sencil sevgililere yardımcı olmayı kendime bir görev bilirim. Evet ikinehir yeniyıl hediyesi olarak cümlelerle bağyan orgazmını sizlere vermekten sevinç duymaktadır. Deneyin bakalım.

Evet, bir yazının daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Çok bilgilendirici, çok kıymetli bir yazı olduğunu düşünüyorum. Umarım literatürde hak ettiği yeri bulur. Hepinize iyi okumalar.


not: Kulak çubuğunun pamuğu kulağımda kaldı diye aranan kişi, senin için çok üzgünüm. Umarım huzura ulaşmışsındır.

Cumartesi, Aralık 12, 2009

Bozacı

Yatağımda uzanıyorum, kucağımda makale. Kurşun kalemi biraz değişik açmışım, ucunun şekli çok garip geliyor gözüme. İlk sayfayı okuyorum, küçük notlar. Okumayı durdurup tırnağımın kenarıyla oynamaya başlıyorum. Derken sesi duyuyorum:

Bozaaaaa. Bozaaaaa. Dışarıda hava çok ama çok soğuk, meteoroloji doğru söyüyor. Bozacı bağırıyor, bağırıyor. Kimsenin boza almadığını ve almayacağını biliyorum. Çünkü bozacının sesi hiç durmuyor. Boza, boza. Bu soğukta, hasta olana dek, boza diye bağıracak bir adam. Pencereyi açıyorum, göremiyorum, ama ses orada. Boza hiç sevmem, ama yine de boza almak istesem karanlığa seslenmek zorundayım. Bozacının beni göremeyeceği kesin, ama duyar mı, araba sesleri arasında? Bu yağmurda kimsenin almayacağı bozaları satmak için bağıran bir adam.

Bozacılar beni hüzünlendirir çünkü geçip gitmiş bir çağın, bir dünyanın izleri gibi gelirler. Tutunmaya çalışıyormuş, Ataköy'de bir gece vakti bozaları ümit ve ümitsizlikle satmaya çalışıyorlarmış gibi gelirler. Ne zaman bu kadar korkar olduk dükkanlar ambalajlar ve son kullanma tarihleri dışında birşey yemeye? Korkularımızı savuşturabilecek antibiyotikler ve emedurlar ve reflorlar emrimize amadeyken, korkuların geçmemesi neden? Yediğimiz içindeki "düşmana" karşı en güçlü olduğumuz dönem neden aynı zamanda ondan çaresizce en çok korktuğumuz dönem? Neden herkes bozayı Migros'tan veya bir dükkandan alacak ve bozacı sesi kısılana kadar bağırdıktan sonra düşmüş omuzları ve bozasıyla geri dönecek? Neden ben çocukken düşünmeden peşinden koştuğum macuncu ve tulumbacı ve pamuk şekercilerden şimdi görsem birşey alamam? Ve bozacı, kime satacak bozaları?

Bozacı lütfen gitsin, lütfen sesini duymayayım diye bekledim. Kimse almadıkça, bozacı bağırdıkça, bir yerden sonra sesler çığlık, haykırış etkisi yapmaya başladı. Çaresizce, boza boza. Pencereye çıktım, lütfen, boza sevenler ve parası olanlarınız orada biliyorum, birileri alsın. Televizyonun sesinden mi duyamıyosunuz? Kimse seslenmedi, bozacı yavaşca gitti.

Beton arasından çıkmış çiçekler gibi, yanlış yerde yanlış zamanda, bozacılar. Ve ben kimse boza almadığı için üzgünüm.
Çok üzgünüm bozacı.

Cuma, Aralık 11, 2009

Ben 24 yasimdayim ve bu ulke, bu Turkiye devleti ve tum bunlar beni o kadar yoruyor o kadar yoruyor ki... Sonra benden buyukleri dusunuyorum 40lari, 50leri, 60lari, 70leri koca koca kadinlari, adamlari... Kapatmalarla darbelerle suclarla katliamlarla ilmek ilmek dokunmus bu tarihi yillardan beri yasayip okuyup konusanlari...Ne sabirmis ne kuvvetmis insan alisir miymis alistikca guclenir miymis yoksa alismazmis da bu mu onu ayakta tutarmis, benden buyuklere bakiyorum ve dusunuyorum.

Sakaysa hic komik degil gercekse daha beter.


Cumartesi, Aralık 05, 2009

Tehlikenin farkında mısınız?




Büyük Kuzey Avrupa Projesi için düğmeye basıldı!

Dört tarafı önce düşmanlarla sonra denizlerle çevrili İngiltere, dış mihraklarca bölünmeye çalışıyor!

Almanya, İngiltere'nin krom rezervlerine göz dikmiş durumda. Kuzeyde ise İrlanda Manş denizine inmek istiyor! İzlanda somon ihracatının önündeki tek engel olarak İngiltere'yi görüyor! Fransa, İngilizleri zaten tarih boyunca çekemedi! En güneyde, işbirlikçi yamyam Faslılar, İngiltere'nin yağmur rezervlerine göz diktiler! Kimse İngiltere'nin gelişmesini istemiyor!


Wonderland


Wonderland
Originally uploaded by Bruna Marchioro


Çarşamba, Aralık 02, 2009

Allah'im guc ver bana sigindim sana!

O kadar korkuyorum ki birkac saat icinde sanirim boyle olacagim:


















Kaynak: http://www.lasantaroja.com/

Denizler altinda




Bu resmi tumblr sayfama da koydum ama buraya da koyayim istedim mutlaka. 
Sizi bilmiyorum ama benim tuylerimi diken diken ediyor.




ps. I don't know who created this picture. If you know who she/he is, please inform me. 
Not: Resmi kim yapti bilmiyorum. Eger siz biliyorsaniz lutfen bana soyleyiverin.

Astroloji kafasi


"At the very start of the month, you will be busy getting a project ready to ship out the door. The full moon December 2 will fall in your workaday sector...With Mercury, Gemini's ruler, in hard angle to Saturn, you may be working feverishly to get it all done by the deadline, which appears to be December 2, with a possible extension to Friday December 4, or possibly beyond that, to Sunday December 6, at the very latest. Make sure all details of your project are polished and in good form, for it appears higher ups will be watching your performance. Gemini is a sign associated with communication, so you may be handing in a report, manuscript, or white paper, or you may give an important speech or consultation."

Big sister is watching you gibi bisey olmus bu. Susan Miller,  noluyoruz leyn?!

Salı, Aralık 01, 2009

Bi cok resim sevdim, sevdiklerimi de buraya koydum.
 

designer : anniebluesky : www.bloggeruniversity.blogspot.com

graphics : VLADSTUDIO : www.vladstudio.com