Pazartesi, Eylül 20, 2010

Eşyanın düşmanlığı

Bugün şunu düşündüm: eşyanın bana düşmanlığını. Bu fikire nasıl ve nereden geldin derseniz, adı üzerinde, eşyanın bana düşmanlığından geldim. Aslında bu fikir bana gelince içim bir hoş oldu, adeta önemli bir buluş yapmışcasına sevindim, çünkü hayatımda adı konmamış bir duruma ad koymuştum ve tüm ad koymalar önemlidir.

Eşyanın bana düşmanlığı etrafımdaki eşyaların bana düşmanca davranmasına dayanıyor (Allah'ım nasıl da açıklayıcı bir insanım). Belki de örneklemek en iyisi: Çantamdaki tokanın anahtarlığıma geçirilmiş olan minnacık halkanın kapanma yerindeki 1 mm'lik boşluktan geçtiğini görünce duyduğum şaşkınlık'ı siz bilebilir misiniz? Çünkü tokanın kendisi o boşluktan çok, çok daha kalın. Adeta fizik kuralları benim çantamda ihlal edilmiş, o karanlıklarda ne mucizeler gerçekleşmiş. Düşmanlık bu, olmayanı oldurtur sığmayanı sığdırtır. Aslında bu noktada henüz isim koymamıştım, ancak şüphesiz ki gün içinde yaşadığım bu deneyim dakikalar sonrasında vuku bulacak olan o kutsal ana ulaşmamda çok etkilidir.

"Buldum, bunun adı eşyanın bana düşmanlığı" dedirten çantamın sapının odamın kapısının koluna takılıp atmış olduğum adımı "hop karrdeşim nereye" der gibi, kolumdan tutup çekercesine durdurduğu andır. Lanetli bir döngü gibi sürekli karşılaştığım bu ani ve agresif tavırdan artık gına gelmişken, sevgili okuyucu, bu yazıda adı geçen fikire ulaştım. Artık yeterdi. Her elimi attığımda beni sakızla karşılayan masalar, sıralar, sandalyeler, bozulmak için benim ona dokunmamı bekleyen aletler, ben kullanamayım diye saklanan nesneler hatırıma üşüşüverdiler. Koyduğum yerden çay bardağımın içine düşmeyi başaran kulaklık, acelem varken ancak iskender'in kılıcıyla çözülebilecek bir düğüm haline gelen ayakkabı bağcıkları, sadece benim kıyafetlerim üzerine kireçli suyunu akıtan ütü, kendini attığı çocuk havuzunun içinden bana nispet yaparcasına yanıp sönmeye devam eden ama ben elime alınca bozulup son nefesini veren cep telefonu, tüm bunlar, hani bazı filmlerin sonunda tüm izlediklerimizin aslında 1 şeye işaret ettiğini bize anlatarak gözümüzün önünden geçen sahneler olur ya, işte o sahneler gibi aklıma geliverdiler. 

Bugün, hayatımda nicedir devam eden aksiliklerin ardında eşyanın bana düşmanlığının yattığını anladığım için açıkcası buruk bir sevinç yaşıyorum. Sevinç çünkü, büyük bir buluş; buruk çünkü, e eşya bana düşmanken ne olacak benim halim? Şunu söyleyebilirim ki eşya kendinize düşman olacak seçeceğiniz biri değil, çünkü güçlü bir düşman. Elinizde ise, eşyaya bulaşmayın. Ha bana gelince, ben hiçbir şey yapmamıştım, neden bu agresiflik bilmiyorum. Ama öte yandan, şimdi düşününce iyi eşyalar da olduğunu farkediyor, düşürdüğüm omuzlarımı hafiften kaldırıyorum. İyi ile kötünün o ilahi savaşının etrafımızdaki eşyada vuku bulduğunu daha önce nasıl fark edemedik? Teşekkürler, 40 metre öteden vurulan futbol topunun burnuma son sürat gelişini donakalmış izlerken kendini araya atıp beni bir faciadan kurtadan ey incecik direk. Teşekkürler, var gücüyle işimi kolaylaştırmaya çalışan her türlü eşya!


3 kişinin elinin klavyeye gidesi geldi:

özlemköse dedi ki...

Sen çok yaşa e mi:) Tam bloguma benzer bir kurgu yazacakken seni okuyayım dedim, senden sonra ikinciye gerek kalmadı..Biliyorsun burada Türkiye'yle konuşabilmek ne derece önemli, dolayısıyla bunu sağlayan araçlar (laptop, webcam vs) ciddi bir öneme sahip..Bugün bana şu adi webcamin yaptıkları bu yazıya ve sana duygudaş olmama vesile oldu yine, diğer yazılarına olduğu gibi
Sevgiler, öpücükler :):)

deryik dedi ki...

altına imza mı atayım, çerçeveletip duvarıma mı asayım, kararsızım.

ikinehir dedi ki...

ay çok sevindim ama ben :) yeni bir sosyal hareketin yolu açılsın!

 

designer : anniebluesky : www.bloggeruniversity.blogspot.com

graphics : VLADSTUDIO : www.vladstudio.com