Pazar, Eylül 26, 2010

Öyle bir geçer zaman ki

Öyle bir geçer zaman ki diye bir dizi başladı ya, işte o dizi nasıl izlenecek bilmiyorum. Kilitli sandıklarda saklanan geçmişlerini televizyon ekranında izlemek insanları harap etmeyecek mi, bilmiyorum. Benim büyüdüğüm çevrede, apartmanlarda, komşularda, akrabalarda, o akrabaların komşuların akrabalarında komşularında, o kadar çok ki bu hikayeler, o kadar tanıdık ki, diziyi izlemek yeniden yaşamak gibi olur sanki.

Diğer dizilerden farklı benim için, çünkü diğer diziler hep başkaydı bana. Süper Baba'nın Fikret'i gerçek değildi, Perihan Abla'da öyle, komedileri zaten geçiyorum, "töre" dizilerinin gerçekliğini konuşmayacağız herhalde, "geleneğe" direnen zengin yağız ağaları da... Hatırla Sevgili dersen, o benim ailem gibilerinin hayatı değildi, hiçbir zaman da olmadı, Ada'da evler, özel okullarda sular seller gibi diller, Türkiye'nin ilk kadın doktorlarını çıkaran aileler, milletvekilleri, gazeteciler, yüksek tavanlı eski apartmanlarda hayatlar...Aşk-ı Memnu'ya değinmeye gerek yok herhalde. Mafyalar, hiçbir öğrencinin benzerini yaşamadığı öğrenci dizileri, Kampüsistan'lar Kavak Yelleri veya Küçük Sırlar falan...

Ama işte bu Öyle Bir Geçer Zaman ki'de çok tanıdık birşey var. 60'ları gördüğümden değil, o aile içinde, o baba'da çok tanıdık birşey var. Bu şey annemi arayan yaşıtı kadınlara telefonlarda, "çok güzel ama çok zor"  dedirten şey. Diziyi çok az izleyebildim henüz, ama tanıdıklığı beni çok sarstı. Çünkü ben üniversitede çok başka bi ortama girdim, çok başka aileler, babalar, kendi evimden ve bildiğim diğer evlerden uzaklaştım, bu yeni ortamdaki insanların yaşamlarını "izledim". Üstteki paragrafta saydığım diziler gibiydi bu yaşamlar; izlenesi, sevilesi, isterseniz imrenilesi, ama benim gerçekliğim değillerdi. Şimdi bu diziyi görünce hatırladım; şehirde bi kesim var, isterseniz orta sınıf deyin ama eve giren paradan başka birşey ile de anlatılması gereken bence. İşte o kesime çok tanıdık bu dizinin hikayesi, o kesimdeki babalar genelde bu dizideki baba gibi çünkü.

Biz bu dizideki kadarını yaşamadık ama yaşayanlar gördüm. Yemek masasındaki bıçakla kesilebilir o gerginliği gördüm. Gözleri dolarak yemeğine devam eden o çocuğu da gördüm. "Anne boşan" diyen o kızı da gördüm. Gördüm işte.

Köftesini ağlayarak yiyen Osman'ı ancak içiniz kaldırabilecekse izleyin.

4 kişinin elinin klavyeye gidesi geldi:

umut dedi ki...

ilk defa bir dizinin tekrar tekrar yayınlanmasını istedim, belki birkaç kişi daha izler de dizi devam eder diye..
çemberimde gül oya gibi sanki, hatta daha gerçeği..
yutkunamıyorum izlerken, boğazım düğümleniyor..

varolmayan şövalye dedi ki...

ben bu yazıyı çok sevdim. bi de -de'yi bitişik yazmasaymışsın...

l1 dedi ki...

buna yorum yaptığıma emindim halbuki.. bu dizide çok garip bir şey var: oturduğum cafede yan masada oturan bbbası kaptan olan çocuğun iç çekerek "aynı bizim ev, babam geldi mi huzur kalmazdı" dedirten ve dedesi kaptan olan çocuğa duyduklarıyla her sahneyi onaylatan... -dinliyorum yan masaların hikayelerini,evet ama bu konu değil-


bir de başka sahneler var bu dizide, bana 4 yaşındayken insanların sinirlendiğinde nasıl göründüğünü öğrendiğimi hatırlatan..

daha br sürü bir şeyler var da N, buraya yazılmadan çay-kahveyle konuşulabilcek olan..

bi de dizi izliyorum, buğuluyum yazmak zor oluyor..

l1 dedi ki...

ha yalnız gerçekçi olsun diye o minitonu korkutup ağlatıyorlarsa yakarım o seti, o ayrı..
bunun bir açıklaması olmalı, o yaşta çocuk nasıl o kavgaların gerçek olmadığını anlıyor da bi de gerçek olmadığını bile bile öyle rol yapıyor?
deli tacımı başıma giydirtmesinler, o çocuk ağlamayacak!

 

designer : anniebluesky : www.bloggeruniversity.blogspot.com

graphics : VLADSTUDIO : www.vladstudio.com