Bazen şunu çok merak ediyorum, bir insan bebeğini niye sever?
Evet, gündeme bomba gibi düşen ve benim ne kaddar da ruh hastası, ne kaddar da sevgi cahili bir insan olduğumu ortaya çıkaran bir soru değil mi? Bence değil ya, neyse, isteyen öyle düşünsün.
Huyunu bilmezsin, suyunu bilmezsin, nedir ne değildir belli değil, löp diye kucağına verilmiş o bebeği niye seversin? Aslında şöyle düşününce biraz anlayabiliyorum: geçen gün gittiğimiz evde gördüğüm bebek kedi ile geçirdiğim saatler ve onu sürekli mıncıklama ve öpme isteği ve onu boynuma sokup sokup orada tutma arzusunu düşündüğümde, evet annelerin ve babaların da bebeklerini neden sevdiklerini tahmin edebiliyorum. Mesela, ben şimdi gitsem Rahel'in kızını görsem, onu da sevmek öpmek onunla oynamak ister, kahkaha ve zevkle kendimden geçerim herhalde. Yani öyle "patalojik" bir vaka değilim. Ama bir derdim de var bu konuda sanki.
Yıllar önce bir köşe yazarı, kimdi Gülse Birsel miydi, yazmıştı, yeni doğum yapan arkdaşları bebekleri kucaklarına ilk verildiğinde yaşadıklarını. Orada agucubucu yapan anane ve babanneler ve hemşireler ve doktorlar arasında, herkes gözlerine yaşlar ve yüzlerince kocaman gülümsemelerle yeni doğum yapmış kadına bakarken, işte sahnedeydi yeni anne: Aynı anda sevinmeleri, ağlamaları, müthiş bir coşku duymaları; zevk ve huzur ve aşk ile kendilerinden geçmeleri gerekiyordu. Gülse Birsel'in arkadaşları da sergilemeleri gereken bu performansı yerine getirmişlerdi ama korkunç bir suçluluk duygusuyla. İçleri "öyle" değildi çünkü. Ellerine tutuşturulan o "yabancı" karşısında kendilerinden beklenen o duygu patlamasını yaşamamışlardı. Gülse Birsel'in anlattığına göre bir kaç ay içinde işler yoluna girmeye başlamış, annelik ile barışmışlardı, ve ancak aylar sonra -o da sadece yakın arkadaşlar arasındayken- fısıldayarak kabul edebilmişlerdi o ilk anda yaşadıklarının aslında panik, korku, "bu kim ve ne şimdi" ve "ben ne yaptım yahu" hissinin bir karışımı olduğunu. Ve tabii, böyle "kötü" şeyler hissettikleri için dehşet bir suçluluk hissi altında boğulmuşlardı.
Benzer şeyleri bir anneden daha duydum, kendisi bir hocamdı. Bu kadar açık değil ama, bence biraz bunu da anlatmaya çalışmıştı.
Benim derdim şu sanırım: kendi annemden ve başka anneler, bu konuda konuşan bir tür psikoloji literatürü, hepsi Gülse Birsel'in arkadaşlarının ve hocamın bebekle ilk tanışma anını bir "patoloji" , normdan ve normalden sapma olarak tanımlıyorlar. O literatür diyor ki mesela, eğer anne ile bebek ilk anda "bond" etmezlerse, bağlanmazlarsa yani, işte sonra o annelik çok sorunlu oluyor ve bin yıllar boyunca çocuklar kurulan ilişkiyi lanetle takip ediyor falan. Bence komple saçmalık, ki pek çok antropolojik araştırma da dediğimi destekliyor, sağolsun ve varolsunlar. Buradan o antropologlara sevgi ve saygılarımızı yollarken teşekkürlerimizi de tekrar tekrar iletiyoruz. Neyse, nerede kalmıştım, işte o "norm"dan sapma hali. O kadınların o hastane odasında o ruh hali içindeyken suçluluk duygusu altında ezilmeleri içimi sızlatıyor. İşte benim derdim, bazı annelerin ilk andan sevinçle bebeklerine sarılıyor olmalarından ziyade, bunu yapamayanların suçlulukla kendilerini yiyip bitiriyor olmaları ve bunu ancak çok sonraları fısıldayarak anlatabilmeleri (eğer anlatırlarsa, sonsuza kadar susabilirler de). Bu anneler "hasta", "sorunlu", "eksik" değiller çünkü, "az anne" değiller. Bence bunun açık açık söylenmesi gerekiyor.
Hatta ille de ilginçlik meselesi üzerinden gideceksek, ilk andan o coşku ve neşeyi duyabilen anneler benim nazarımda daha "ilginç"ler. O sevinemeyen, korkan, panikleyen ve bebeğe yabancı gözüyle bakan annelerde bana o kadar da ilginç gelen birşey yok, o durumu tahayyül edebiliyorum. Ama diğer olayı, pek kavrayamıyorum. O benim için daha enteresan, ne yalan söyleyeyim. Nasıl oluyor da anneler bebeklerini yabancı olarak görüp, bir garip hissediyorlar diye sormam, gayet de olur yani. Ama nasıl oluyor da o anneler o bebeğe hemen, ilk görüşte, aşkla tutkuyla bağlanıp, "yavrumu canımdan çok seviyorum" diyorlar, işte onu anlayamıyorum. Mesela hamile kadınlar "yavrumu kurtarın ben öleyim" diyebiliyorlar ya...Hormonlar mı sadece bunu dedirten? Yoksa o hayatından vazgeçmeye hazır annelerin hayatlarına baksak, acaba istenmeyen evlilikleri, mutsuzluğu, parasızlığı, sıkıntı dolu yaşamları görebilir miyiz? Zaten vazgeçmeye hazır, zaten tutunacak dalı olmayan anneler mi kendilerini bırakıp bebeklerini kurtarmayı isterler?
Ben hamile değilim, hiç de olmadım, o yüzden biraz "dışarıdan" fikir yürütüyorum bu konuya dair. Ama vicdanla konuşuyorum, çünkü o suçluluk hissi ile kendilerini yiyip bitiren annelere hakikaten içim gidiyor. Kimileri diyebilir ki, onların "hormonları" az, hormonları daha düzgün çalışsa ilk andan "o " psikolojiye girerler. Ama bu da "duygu" ve hatta "sevgi" dediğimiz olayı hormonlara indiriyor. Belki başka sorular sormalı, bir gruptaki anneler hayatlarından daha memnun, eşlerine daha aşık, daha doğru bir zamanda, akıllarında daha az soru işaretiyle hamile kalıyorlar da, diğer gruptaki insanlar başka koşullarda hamile kaldıkları için mi bebek karşısında o şoku yaşıyorlar? Veya daha ötesi, bebek "yabancı" olmayabilir mi, mümkün mü yani öyle kucağına tutuşturulan bir insanın sana "yabancı" olmaması? Veya, dokuz az karnında taşıdığın ve genetik olarak senin yarın olan bir canlının sana "yabancı" olması mümkün mü? Kimdir nedir, bilmezsin ki, "başka" biri o sonuçta. Veya kimdir nedir bilirsin, çünkü senden mi o sonuçta? Veya "yabancı" olması onu sevmeye engel midir ki, mesela Dilara'nın bir bebeği olsa şimdi, ben o bebeği çok seveceğimi bilmiyor muyum; biliyorum tabii şimdi bile hayal edebiliyorum! Yani, bebeğin dile gelip kendini ifade eden, "hmm evet bu çocukla iyi anlaşıyorum" diyebileceğim bir hale gelmesine gerek yok onu sevmem için. Yoksa var mı? Konu komşumuzun, arkabamızın arkadaşımın çocuklarını kucaklarımıza alıp onları sevdiğimizde, ay çok güzel deyip kokularını içimize çektiğimizde gerçekten "seviyor" muyuz? Mesela ben şimdi hamile olduğumu hayal ettiğimde, hele ki bebeğin erkek olduğunu düşündüğümde, minik bir A. hayal ediyorum ve içim sevgiyle dolup taşıyor o minik A'yi düşündüğümde. Minik bir A! Ama aynı panik, korku, uzaklık hissini de tahayyül edebiliyorum, kucağıma verilen bebeğimi "ııı selam uzaylı, dost olabilir miyiz?" diyerek de karşılayabilirim gibime geliyor. Bu benim hayatımın hiç hamilelik ve çocuk istemediğim bir dönemimde olmamla mı alakalı? O suçluluk duyan anneler, aşık olmadıkları adamlardan uygun olmayan zamanlarda hazır hissetmedikleri anlarda çocuk yaptıkları için mi panik ve korku duyuyorlar yani? Ama buna da katılmıyorum. Olayın "baba" mevzusuna hiç değinmedim dikkat ederseniz. Evlatlık edinen insanlar da var, taşıyıcı anne ile gelen çocuklar, daha neler, onlar niye sevmesinler bebeklerini? Peki sevgi nedir blog?
Evet bir pazar günü yazısı buydu. Bence okunmasa da olurdu.