Sabah kırmızı oje sürdüm. Kırmızı oje olarak yüzde 98 Flormar 48 sürerim. Geri kalan yüzdede de 48'e en yakın başka bi flormar sürerim. Sabah sürdüğüm ojeyi aceleyle kurutmaya çalıştım çalıştım. Kurudu sandım. Kurumamış. Bi kaç parmağımın ucu soyulmuş. Çok sinir oldum.
Özel derse gittiğim çocuk şımarıklık ve isteksizlikte Everest 4. Kamp'a ulaştı. Sanırım kıvrılıp uyusaydı da zirve yapardı. Everest zirvesi dünyanın eğimi yüzünden güneşe en yakın nokta değilmiş. Peki o nokta neresiymiş?
Biz de ders aldık ama böyle davranmadık. Anamız babamız para veriyor diye utanıyorduk. Utanması olmayan çocuktan da büyüğünden korktuğum gibi korkuyorum.
Çocukken sarışın bir Wednesday Addams olduğumu bazı insanlar bilir. Siz 3 yaşınızdayken cenazecilik oynuyor muydunuz? Ki ben cenazeye de gitmemiştim hiç, kimse de ölmemişti. Birileri mezarlıkların ne olduğunu söylese gerek. Neyse, A'nın da ilginçlikleri varmış. Şunu düşündüm, çocukluk hiç de PEMBE YILDIZLAR VE GÖKKUŞAKLARI VE SARILALIM SIKI SIKI değil. Bi tasarım o çocukluk.
Emzirme konusunda fena fikirlerim var. Çocuklar benim gibilerse 1.5 yaşından sonra emzirilmemeliler. Hatta 1'de bırakılmalı. Ben 1.5 yaşındayken şu an konuştuğum kadar konuşuyordum. Düşünsenize anneme bakıp, "anne memeni açar mısın emesim geldi de" dediğimi. Bizim bi komşunun akrabası çocuğu ilkokul 1 ve 2'de bile emzirmiş. Çocuk tenefüste eve koşup meme emip geri dönüyormuş. Vay anasını sayın seyirciler. Ben burada psikanalize de cinselliğe de sapkınlığa da FÜROYD'a da girerim. Hadi len. Koca adam. Patolojiyse patoloji. Ona hoşgeldin buna hoşgeldin buyur tepeme bin. Bu ne be. Aaaaaaaaaaaa. Şaşırmış millet. Hanım hanım kendine gel be. Gözün dönmüş.
Bloglarda eleştri içeren yorumlara yer verilmemesi, veya ancak minnacık eleştrilere yer verilmesi, sonuçta yorum kutusunun hep bir onay yağmuru ve övgü seli ve sevgi şelalesi olması açıkcası beni şaşırtıyor. Cevap verilmemesini, "benlen polemiine girme" denmesini ve hatta cevaben çirkinleşilmesini bile anlayabilirim ama bunu çözemiyorum.
Eleştrimin ne olduğunu açmak istersem Avam dramı sırasında yazdıklarım hafif kalır. Avam meğersem ne basitmiş. Gece 3'e 10 var, diyeceğimi dedim, vicdanım tekrar dürtmezse, susacağım bu konuda.
Dürtebilir de. Fildişi kuleler ve güneşler ve akıl hastaları ve hiçler.
Neyse.
Banane di mi. Banane.
Şunu daha sık diyebilsem hayat daha tozpembe olurdu.
Hrant Dink katledildiğinde evde televizyon karşısındaydım. Kaldırılmadan önce yerde yatışını, yatışını, yatışını izledim. O zaman sanki ölmemiş gibi geliyor insana. Ayakkabılarını, ceketinin bir kısmını görünce, sanki kalkacak gibi geliyor. Hala orada işte, daha ne morga götürülmüş ne cenaze arabasına ne toprağa. Orada işte, kalkacak, gibi. Hrant Dink'in öldürülmesi her aklıma geldiğinde yerde yatışını hatırlıyorum.
Hala da orada yatıyor. Alnından yalanınız sızıyor.
İşte bu da böyle bir harf yığını oldu sevgili okuyucu. Belki de sadece son paragrafı okusanız da olurdu.
Özel derse gittiğim çocuk şımarıklık ve isteksizlikte Everest 4. Kamp'a ulaştı. Sanırım kıvrılıp uyusaydı da zirve yapardı. Everest zirvesi dünyanın eğimi yüzünden güneşe en yakın nokta değilmiş. Peki o nokta neresiymiş?
Biz de ders aldık ama böyle davranmadık. Anamız babamız para veriyor diye utanıyorduk. Utanması olmayan çocuktan da büyüğünden korktuğum gibi korkuyorum.
Çocukken sarışın bir Wednesday Addams olduğumu bazı insanlar bilir. Siz 3 yaşınızdayken cenazecilik oynuyor muydunuz? Ki ben cenazeye de gitmemiştim hiç, kimse de ölmemişti. Birileri mezarlıkların ne olduğunu söylese gerek. Neyse, A'nın da ilginçlikleri varmış. Şunu düşündüm, çocukluk hiç de PEMBE YILDIZLAR VE GÖKKUŞAKLARI VE SARILALIM SIKI SIKI değil. Bi tasarım o çocukluk.
Emzirme konusunda fena fikirlerim var. Çocuklar benim gibilerse 1.5 yaşından sonra emzirilmemeliler. Hatta 1'de bırakılmalı. Ben 1.5 yaşındayken şu an konuştuğum kadar konuşuyordum. Düşünsenize anneme bakıp, "anne memeni açar mısın emesim geldi de" dediğimi. Bizim bi komşunun akrabası çocuğu ilkokul 1 ve 2'de bile emzirmiş. Çocuk tenefüste eve koşup meme emip geri dönüyormuş. Vay anasını sayın seyirciler. Ben burada psikanalize de cinselliğe de sapkınlığa da FÜROYD'a da girerim. Hadi len. Koca adam. Patolojiyse patoloji. Ona hoşgeldin buna hoşgeldin buyur tepeme bin. Bu ne be. Aaaaaaaaaaaa. Şaşırmış millet. Hanım hanım kendine gel be. Gözün dönmüş.
Bloglarda eleştri içeren yorumlara yer verilmemesi, veya ancak minnacık eleştrilere yer verilmesi, sonuçta yorum kutusunun hep bir onay yağmuru ve övgü seli ve sevgi şelalesi olması açıkcası beni şaşırtıyor. Cevap verilmemesini, "benlen polemiine girme" denmesini ve hatta cevaben çirkinleşilmesini bile anlayabilirim ama bunu çözemiyorum.
Eleştrimin ne olduğunu açmak istersem Avam dramı sırasında yazdıklarım hafif kalır. Avam meğersem ne basitmiş. Gece 3'e 10 var, diyeceğimi dedim, vicdanım tekrar dürtmezse, susacağım bu konuda.
Dürtebilir de. Fildişi kuleler ve güneşler ve akıl hastaları ve hiçler.
Neyse.
Banane di mi. Banane.
Şunu daha sık diyebilsem hayat daha tozpembe olurdu.
Hrant Dink katledildiğinde evde televizyon karşısındaydım. Kaldırılmadan önce yerde yatışını, yatışını, yatışını izledim. O zaman sanki ölmemiş gibi geliyor insana. Ayakkabılarını, ceketinin bir kısmını görünce, sanki kalkacak gibi geliyor. Hala orada işte, daha ne morga götürülmüş ne cenaze arabasına ne toprağa. Orada işte, kalkacak, gibi. Hrant Dink'in öldürülmesi her aklıma geldiğinde yerde yatışını hatırlıyorum.
Hala da orada yatıyor. Alnından yalanınız sızıyor.
İşte bu da böyle bir harf yığını oldu sevgili okuyucu. Belki de sadece son paragrafı okusanız da olurdu.
2 kişinin elinin klavyeye gidesi geldi:
Bir buçuk yaşına kadar çocuk mu emzirilirmiş ya? Şaşırdım kaldım. Ben iki yaşındayken lazımlığa oturtulduğumu fark edip çok utanmıştım. Gerçi ne güzeldi kırmızı filan.
Yahu 2 alt limitiymiş günümüz annelerinin en azından sütü gelenlerin.
Bu nesil adına korkularım var.
Yorum Gönder